Mira’nın Hikayesi

Geçen hafta Çarşamba (yani 21 Ocak) akşamı, normalde ototbüsle geçtiğim bir yolu yürüyerek gitmeye karar verdim. Tam Şirinyer Vali Rahmi Bey İlkokulu’ndan Şirinyer’e çıkışta, bir kadının “imdat, kocam beni öldürecek” diye bağırması üzerine dönüp baktım.

Adam, kucağında 1,5 yaş civarındaki çocukla, kadının arkasından geliyor ve kolundan çekiştiriyordu. Kadını eve dönmeye ikna etmeye çalışıyor ve sürekli “bak rezil olacağız, hadi gel eve dönelim” diye tekrarlıyordu. Ancak kadın hem ağlıyor, hem de “gelmem ben seninle, sen yine döversin” diyordu. Adam, ikna etmeye çalıştıkça kadın da “istemiyorum” seni diyordu. Biraz afallamıştım ve ne yapacağımı şaşırmış ancak refleks olarak kendimi aralarında bulmuştum. Kadına ne istediğini sordum ve geri dönmek istemediğini söyledi. Adam “bir karı kocayız, karışma işimize” dedi. “Ama kadın seni istemiyor işte, bana ne karı kocaysanız” diye terslendim ve anlamaya çalıştım. Kadının geri dönmek istemediği kesindi. Ancak yol karanlık ve ıssız olduğundan, bir an önce caddeye inmek gerektiğini düşündüm. Kadın zaten kolumdan tutmuştu. Adam “abla bak ben Doğu’luyum, bizde olur böyle şeyler, memlekettekiler duyarsa rezil oluruz” dedi arkamızdan gelerek. “Tamam tamam” diyerek caddeye kadar varmayı başardık. Şirinyer PTT önündeki merdivenlere oturttum kadını. Ne istediğini sordum. Kadın annesine gitmek istiyordu ve “boşanacağım senden” diyordu adama. O boşanacağını söyledikçe, adamın ilk tepkisi gülümsemek ve “bizde öyle şeyler olmaz, memlekete rezil oluruz” gibi sözler sarfetmek oldu. Adam kadına yaklaşmaya çalışıyordu bu nedenle bir yandan kadınla konuşmaya, bir yandan adamı uzak tutmaya çalışıyordum. Adama “tamam, sakin ol, sadece konuşacağım, sakinleştireceğim onu, ama sen de biraz uzak dur, sakinleşsin” diyerek bir kaç adım öteye gitmesini sağladım. Kadın hem ağlıyor, hem sürekli şikayet ediyordu ve bir yandan da dolmuşa binmek istediğini söylüyordu. Ona, eğer şimdi karakolu ararsak ve darp raporu alırsa hemen boşanabileceğini ve devletin ona koruma sağlayacağını anlatmaya çalışıyordum. Kadın bu sözlerime karşılık “ben o adliye koridorlarında rezil olamam artık, hakim makim boşamıyor, biliyorum, hiç bir işe yaramıyor onlar. Bu beni ölümle tehdit ediyor, sen bilmiyorsun, sonra gelip özür diliyor, yapmayacağım diyor ama yine aynı şeyler oluyor” diye bağırdı. Darp raporunun çok önemli olduğunu, bu akşam alacağı raporlar hakimin eşine hiç sormadan onu boşayacağını anlatmaya çalışırken, adam boşanma sözünü duyduğu için panikledi ve yine yaklşamaya çalıştı. Adamın önünde gard aldım kadına. Bu arada aklımdan “bıçak çıkarsa ya da yumruk atsa kendimi korumayı öğrenmiş olsaydım keşke” diye düşündüm ve korktum açıkçası. Yine de bırakamazdım: “korku varsa irade de var” dedim içimden. Adam “karım o benim, beni bırakamazsın, ben bitti demeden bitmez” gibi, her zaman duyduğumuz sözleri söylemeye başladı. Bu defa iyice çileden çıktım “Yok ya, sen kimsin? Kadın istemiyor işte, çekil” diye yumuşakça ittirdim adamı. Kucağında çocuk vardı ve çocuğun da arada ne olduğunu anlamaya çalışır gözlerine takılıyordu gözlerim. Adam umutsuzdu, gözleri üzgündü gerçekten. Aklıma broşürlerdeki sözler geldi: “şiddet uygulayan kişi, sonrasında kendine güvenini yitirir ve umutsuzluk hisseder” gibi bir şey yazıyordu. Adamın gerçekten, rezil olmaktan, yalnız kalmaktan vs bir şeylerden ciddi şekilde korktuğu görülüyordu gözlerinden. Çekildi kenara ve bir sigara istedi. Sigara verdim. Kadın danışma merkezinden psikolog arkadışımı aradım, durumu özetleyip ne yapmam gerektiğini sordum. Polis çağırmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu saat itibari ile. Polislerle iyi anlaşabildiğimi söyleyemem. Polis çağırmak zorunda olmak can sıkıcıydı açıkçası. Politik olarak insanın içini acıtıyor. Polisi aradım ama o sırada jandarmanın ve itfaiyenin numarasını çevirmişim. Polisin numarası 155 ve en son o geldi aklıma. Bu arada polisi aradığımı anladı adam ve bir daha “memlekete rezil olacağız, yapma abla nolur arama” gibi şeyler söyledi. Kadını izledim bu esnada, hiç umrunda değildi memleket filan ve hala annesine gitmek istiyordu. Neyse, polis merkezi açtı telefonu, durumu izah ettim. Polis gelene kadar kadına, broşürlerden öğrendiğim bilgileri aktarmaya çalıştım. Karakola gidip şikayetçi olması, darp raporu alması, savcılığa şikayeti bildirmesi gerekiyordu. İsterse kadın sığınma evinde çocuğuyla kalabilir, istemediği kimse ile görüşmek zorunda olmayabilirdi. İş bulabilir, çalışabilirdi. “Bu beni bulur bu, annemi bile öldürmekle tehdit etti” dedi. Ben de ona, gerekirse kimliğini değiştirebileceğini, polis koruması isteyebileceğini aktardım. O anda aklıma ne gelirse bütün haklarını anlatmaya çalıştım. Polisler geldi ama kadın hala annesine gitmek istiyordu. İki ekip geldi, kadınla merdivende oturuyorduk, etrafımızı polisler sardı. Adam yaklaşmaya çalışıyordu. Polislere “şu adamı uzak tutar mısınız” diye bir kaç kere tekrarlamak zorunda kaldım. Polisler de sanki ne yapacaklarını bilmiyor gibiydiler. Kadın kendini anlatmaya çalışıyor ama panik-ağlama-dert yanma arası bir halde konuşuyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. Polislere biraz sakinleşmesi için zaman vermelerini rica ettim önce. Sonra kadına haklarını tekrarladım durdum. Annesi uzaktaydı ve tek başına gelemezdi. Çocuğu vardı ve adamın çocuğa zarar vermesinden ve bakamamasından korkuyordu. Bunda, adamın “bak çocuğumuz var, bişey yemedi, aç, yapma gel eve gelelim” diye tekrarlayan sözlerinin etkili olduğunu düşündüm. Polisler de kadını karakola gitmeye ikna etmeye çalışıyorlardı. Kadın bir türlü ikna olamıyor, sürekli tekrarlıyordu “insan seviyorum dediği insana vurur mu, ben bu kadar değersiz biri miyim?” diye. Polisler “bunun derdi başka galiba, şikayetçi değil işte” gibi şeyler söylemeye başladılar. Ben de diklendim “bu kadın az önce kavga etmiş, panik, ağlıyor. Sakinleşene kadar beklemek zorundasınız. Gerekirse ambulans çağırın, hastaneye gidelim, sakinleşsin ve sonra tekrar sorun” dedim. Polis memuru ambulans çağırdı. İkinci ekipte gelenlerden biri sivil polisti sanırım, üniforması yoktu. O da bir şeyler söylüyordu. Herkes bir şeyler söylüyordu ama çok karışıktı ve sonuç yoktu. Tez canlıydılar ve bir an önce bitsin istiyorlardı ama öyle olamazdı işte, kadının kafası karışıktı, polise de adliyeye de güvenmiyordu ancak yapacak başka bir şeyi de yoktu. Neyse, adam arada polislerin arasından çıkıp birşeyler daha dedi, bu kez polislere “dostum şu adamı uzak tutar mısınız öncelikle” dedim ama artık sinirlenmiştim ve çaresiz hissetmiştim. Polisler kızgınlık ve alay karışık “sen kime dostum diyorsun, sen kimsin” gibi şeyler söylediler. İyice bıkmış görünüyorlardı çünkü kadın karakola gitmeye ikna olmamıştı ama buna rağmen polisi ben aramıştım ve şimdi ne yapacaklarını onlar da bilmiyorlardı. Kadına “şikayetçi misin” diye sordular. Adam aradan fırtıp “değil, değil, biz karı kocayız” gibi şeyler söyledi. Yine “kadının sakinleşmesi lazım, alın şu adamı uzak tutun” diye sesimi yükselttim. Tabi polislerle aramız gerildi yine “adam kocası, kadın şikayetçi değil, sen kimsin konuşup duruyorsun?” dediler.
Sinirlendim, kalktım “feministim ben. Kocası dediğin adam kadını dövüyor işte. Bu yüzden kaç kadın ölüyor biliyor musun sen bu ülkede?” diye biraz bağırdım açıkçası. “Anlatın kadına ne hakları var, ben anlatmaya çalışıyorum ama sakin değil, güvenmiyor işte” dedim. Bunun üzerine sivil giyimli polis “şu şu yasa gereği şöyle şöyle yapıcaz, böyle böyle olacak, gel gidelim bak biz seni koruyacağız” diye tekrarladı iki saattir anlatmaya çalıştıklarımı ve sihirli değnek dokunmuş gibi kadın ikna oldu karakola gitmeye. İçimden patriyarkaya sunturlu bir cinsiyetçi küfür ettim ne yalan söyleyeyim. İki saattir konuşmam bir işe yaramadı, kadına bir adam anlattı ve kadın ikna oldu. Neyse ki, bu defa kadına yararı olacaktı bunun… Adamı bir araca, kadını diğer araca aldılar. Kadına çocuğunu yanına almak ister misin diye sordular ama kadın istemedi. Kadının bindiği araçtaki polis memurları aralarında bu kadının başka bir derdi olduğuna dair konuşmaya başladılar ki, araya girip, karşılarındaki insanın normal bir insan olmasını bekleyemeyeceklerini, sorunlu bir kadınsa da hakkı olduğunu, kim bilir ne zamandır neler yaşadığını, kadının sakinleşmesi ve kendine gelmesi için zaman gerektiğini ve bu nedenle böyle konuşmaya hakları olmadığını anlatmaya çalıştım. Kadına eşlik edip edemeyeceğimi sordular, ki zaten ben de giderim diye düşünüyordum. Hatta ifademi filan alacaklarını düşünmüştüm. Araca bindik. Kadın çocuğun güvenli bir yere götürülmesini istediğini söyledi. “Adama güvenmiyorsan buraya alalım kızını” dedim. “Kolumda vazo kırdı, kolum çok acıyor, tutamam ki” dedi. Ona tekrar kadın danışma merkezinden, darp raporunu alırsa hemen boşanacağından ve sığınma evinden bahsettim karakola kadar. Telefon numarasını istedim. “telefonumu aldı elimden, onun yok telefonu, benimkine el koydu” dedi. Yaşını sordum, 25 yaşında olduğunu öğrendim. Adamla 5 senedir evliymiş. Sürekli tekrarlayan bu olaylara artık dayanamadığını, hep dövüp dövüp sonra özür dilediğini ama artık boşanmak istediğini söyledi. Arabadan indiğimizde teşekkür etti. Memurlar da teşekkür ettiler.

Olay esnasında çok gerildim. İyi ki broşürleri okumuştum ve neler yapılabileceğine dair bir fikrim vardı. Ama, mesela o esnada, kadına nasıl hitap etsem daha sakinleşmesini ve kendi için doğru bir karar vermesini sağlayabilirdim? Bir avukata ulaşabilir miydim? Adama karşı kendimi ve kadını nasıl koruyabilirdim? Çocuk için ne yapabilirdim? Polisler çekip gitmeye kalksalardı ve beklemeselerdi, o zaman kadını ve adamı nasıl idare ederdim? Polisleri, kadını psikolojik olarak iyileşene kadar, kadın şikayetçi olmasa da korumak zorunda olduklarına ikna etmeye çalıştım ama edemeseydim, o zaman yasal olarak yapabileceğim bir şey var mıydı? Bir ara kadının sosyal güvencesi olup olmadığını sormuşlardı polisler mesela, varsa ne farkeder, yoksa ne farkeder? Bunların hepsine dair çalışmamız gerekiyor sanırım.

En çok da, bu broşürlerden ve bilgilendirici her türlü materyalden hepimiz edinip, mahallelere dağıtmamız gerektiğini düşündüm. Örgütlenmek ve öğrenmek zorundayız. Sadece kendimiz için değil, her birimiz için…

hollaback

[got_back]